BİTMEYEN YAS

Yazmayalı yıllar oluyor. Oysa ben kendimi yazarak dinlerdim. Zihnim o kadar karmaşık, o kadar düğüm düğüm ki ucunu bulmam yıllarımı aldı.

Ağlayamıyorum artık. Bir hatıra ile tıkanıyorum. Nefesim tıkanıyor, gözyaşım tıkanıyor. Gözlerim donuk bakıyor. Kimse anlamıyor, ben bir süre kayboluyorum kalabalıkta. Sonra aniden dönüyorum yaşama.

Yaşam öyle bir şey ki durmana izin vermiyor. Belki nefes alacak vaktin de kalmıyor. Üç yıldır yeterince nefes almıyorum. Ne zaman “Oh be!” desem kursağıma takılıyor. Kaybolmak istiyorum. İzimin bulunamayacağı, yabancı bir yerde tüm yasımdan ve sorumluluklarımdan kaçarak nefes almayı tekrar öğrenmek istiyorum, kaçarak öğrenemeyeceğimi de bilerek.

Kendi üstüne düşünmekte ısrarcı olarak kederi bu kadar sürdürmeme sebep olan şeyi hala araştırıyorum. Her kaldırdığım cümlenin altında farklı cümleler beliriyor, her duyguda farklı duygular. Böyle sanki bir şeyi gizler gibi. Sanki bulduğumda canım daha çok acıyacak gibi.

Geçen gün bir arkadaşım sohbet esnasında başka birinden bahsederken “Yaşarken çok kötü davrandı babasına, ölünce kıymete bindi” diyerek beni yerden yere vurdu. Farkında değildi ama bir bıçağı göğsüme saplasa o kadar acıtırdı herhalde.

O günden beri düşünüyorum.

Babama olan sevgimi ve saygımı yaşarken hiç bu kadar dile getirmedim. İçten biriydi ama sanki sürekli sınır çizdim. Sanki sevgiyi söylemek ve göstermek özgürleşmemi engelleyecek diye ödüm koptu. Sevgi zayıflıktı sanki. Ağlamanın zayıflık olduğunu düşündüğü için gözyaşlarımı göstermezdim ama sevgi için öyle bir şey söylememişti.

Kim söylemişti?

Hep babalarla ilişkilerin romantik ilişkilere yansıdığı söylenir ama sanırım romantik ilişkimde hissettiğim zayıflık babamla ilişkime yansıdı. Sevginin beni ne kadar zayıf bir hale getirdiğini güçlü bir şekilde deneyimlemiştim. Sevgimi söyledikçe, hissettirdikçe, sustukça istismar edildim. Sonra istismara uğradığım o ilişki için destek isteyebileceğim ortamı sağlayamayan ailemi suçladım demek.

Üniversitede aldığım bir psikolojik danışmada danışman kendi davranışlarımın sorumluluklarını alabilecek yaşta olduğumu ve suçlu aramanın işime yaramayacağını söyleyince bir daha gitmemiştim görüşmeye. Tokat gibi gelmişti, hazır değildim böyle bir yüzleştirmeye.

Üç yıldır yazmayışım da hazır olmadığımdandı demek. Ne yüzleşmeye ne sorumluluk almaya.

Sana sevdiğimi içten, sarılarak, gözlerine bakarak söyleyemedim. Bundan dolayı da öldüğünü ve artık böyle bir şansım olmadığını kabullenmek istemiyorum. Seninle vedalaşamıyorum çünkü anlatacağım çok şey var. Gittikten sonra değil gitmeden önce de değerliydin sen. Sadece seninle dışarı çıktığımızda yaşadığım sevinci, saygıyı hak eden bir insan olduğun için, doğaya, yardımlaşmaya özenin için yaşadığım gururu sana anlatmam lazım. Çok kızgınım kendime. Yeterince mücadele etmediğin için sana kızgınım sanıyordum ama kendime kızgınım. Ne kızgınlığım ne de özlemim bitecek sanırım. Mezarına gelip yüzleşemiyorum bile. Özür dilerim duyabileceğin kadar yüksek sesle söyleyemediğim her güzel şey için.

Seni çok seviyorum.

Affet beni.

Yorumlar

Popüler Yayınlar